Eski Fotoğraflarda Kendimizi Aramak
Bir fotoğraf albümünü karıştırırken çoğu zaman ilk baktığımız şey kendimiz olur. Fotoğraf onlarca insanın olduğu bir düğünde çekilmiş olabilir, kalabalık bir okul bahçesinde ya da yıllar önce gidilmiş bir tatilde. Göz neredeyse istemsizce kendi yüzünü aramaya başlar.
Bulduktan sonra ise ilginç bir şey olur. Fotoğrafın geri kalanına bakmaya başlarız.
Arka plandaki insanlar, o gün masanın üzerinde duran eşyalar, artık var olmayan bir dükkân, o yıllara ait bir araba modeli. İlk bakışta fark edilmeyen ayrıntılar zaman geçtikçe fotoğrafın asıl konusu hâline gelir.
Çocukken çekilmiş fotoğraflara bakarken de benzer bir durum yaşanır. O anı hatırladığımızı düşünürüz ama çoğu zaman hatırladığımız şey fotoğrafın kendisidir. Aynı kareyi yıllarca gördüğümüz için hafızamız yaşanan günü değil o görüntüyü saklamıştır.
Bu yüzden bazı anılarımız tek bir açıdan ibarettir. O günün öncesini ya da sonrasını değil, yalnızca deklanşöre basıldığı saniyeyi biliriz.
Yani şu an dikkat etmediğimiz masanın üzerindeki anahtar pencereye vuran ışık ya da arka plandan geçen tanımadığımız biri. Yıllar sonra belki de en çok onlar dikkatimizi çekecek.
*
Bir Kelimeyi Art Arda Söyleyince Neden Garipleşir?
Bazı kelimeler tekrarlandıkça anlamını kaybetmeye başlar. Bunu fark etmek için özel bir çaba gerekmez. Herhangi bir kelimeyi seçip art arda yirmi ya da otuz kez söylemek yeterlidir.
İlk birkaç tekrarın ardından kelime hâlâ bildiğimiz kelimedir. Sonra yavaş yavaş sesi öne çıkmaya başlar. Bir süre sonra anlamı geride kalır. En sonunda ise tanıdık olan o kelime sanki başka bir dile aitmiş gibi duyulmaya başlar.
İlginç olan değişen şeyin kelime olmamasıdır. Harfler aynıdır. Ses aynıdır. Değişen tek şey zihnin onu algılama biçimidir.
Belki de bunun nedeni gündelik hayatta kelimeleri tek başlarına değil bir bağlamın içinde kullanıyor olmamızdır. Bir cümlenin içinde yer alan "masa" zihinde hemen bir görüntü oluşturur. Ama aynı kelimeyi defalarca tekrar ettiğimizde bağlam ortadan kalkar. Kelime anlamını taşıyan bir araç olmaktan çıkar yalnızca tekrar eden bir sese dönüşür.
Bu deneyimi yaşadığımızda hepimiz aynı şeyi söyleriz: "Bu kelime gerçekten böyle mi söyleniyordu?" Sanki yıllardır kullandığımız bir sözcüğü ilk kez duyuyormuşuz gibi kısa bir yabancılık hissi oluşur.
Aslında bu hissin yalnızca kelimelerde yaşanmıyor. Çok uzun süre bir aynaya baktığımızda yüzümüzün farklı görünmeye başlaması ya da sürekli tekrar eden bir sesin bir süre sonra neredeyse kaybolması da benzer bir etki yaratır. Zihin sürekli karşılaştığı şeyleri bazen daha iyi değil daha farklı algılamaya başlar.
Birkaç dakika sonra ise her şey eski hâline döner. Kelime yeniden anlamını kazanır. Onu bir cümlenin içinde duyduğumuzda az önce yaşadığımız o tuhaf his tamamen kaybolur.
*
Neden Kendi Sesimizi Kayıttan Duyunca Yadırgarız?
İnsan kendi sesini hayatı boyunca herkesten daha fazla duyar. Buna rağmen onu en yabancı bulduğu an sesinin kaydını dinlediği andır.
"Benim sesim gerçekten böyle mi?" Çevremizdeki herkes bizi tam da o sesle tanırken yadırgayan tek kişi bizizdir.
Bunun nedeni sesimizin aslında iki farklı yoldan bize ulaşmasıdır. Konuşurken yalnızca havada yayılan sesi duymayız, aynı zamanda ses tellerimizin oluşturduğu titreşimler kafatasımızdan geçerek iç kulağımıza ulaşır. Bu yüzden kendi sesimiz bize her zaman daha dolgun ve derin gelir.
Bir kayıt cihazı ise ikinci yolu bilmez. Yalnızca havadaki sesi kaydeder. Yani bize yabancı gelen kayıt aslında çevremizdeki insanların yıllardır duyduğu sestir.
Bu yüzden insanlar ses kayıtlarını ilk dinlediklerinde kendilerini değil başka birini dinliyormuş gibi hissederler. Aynı kelimeler, aynı vurgu, aynı konuşma biçimi ama ses zihindeki kimlikle tam olarak örtüşmez.
Zamanla bu yabancılık azalır. Sık sık sesini kaydeden insanlar bir süre sonra iki farklı sesi de kendilerine ait kabul etmeye başlar. Değişen ses değil zihnin onu sahiplenme biçimidir.
*
Bir Şarkıyı Yıllar Sonra Dinlediğimizde Değişen Zaman Algısı
Bazı şarkılar vardır ki yıllarca hiç dinlemezsiniz, sonra bir gün, hiç beklemediğiniz bir yerde çalmaya başlar. İlk birkaç nota duyulduğu anda, şarkının adını hatırlamadan önce başka bir şey olur. Bir dönem geri gelir. O günkü hava, okuldan çıkarken yürüdüğünüz sokak, bir otobüs yolculuğu ya da uzun zamandır aklınıza gelmeyen bir yüz. Bunların hiçbiri bilinçli olarak çağrılmaz. Yine de birkaç saniye içinde zihinde belirmeye başlar.
Bunun nedeni hafızamızın anıları tek tek saklamamasıdır. Beyin yaşadığımız deneyimleri çoğu zaman bulundukları bağlamla birlikte kaydeder. Bir koku, bir fotoğraf ya da bir melodi, yıllardır dokunulmayan bir anının kapısını beklenmedik bir anda aralayabilir.
Bu yüzden aynı şarkıyı farklı dönemlerde dinlediğimizde her seferinde başka bir anlam yükleriz. Ergenlikte yalnızca sevdiğimiz bir melodi olan bir şarkı yıllar sonra dinlendiğinde o dönemin tamamını anlatmaya başlayabilir. Şarkının etrafında biriken zaman şarkıyı değiştirir.
z Dört dakikalık bir kayıt, bazen on yıl öncesine ait onlarca ayrıntıyı birkaç saniye içinde yeniden görünür hâle getirir. Sanki zaman doğrusal ilerlemeyi bırakır, geçmiş ve bugün aynı melodinin içinde kısa bir süreliğine yan yana gelir. O anın gerçekten geri dönmediğini biliriz ama zihnimiz, birkaç dakika boyunca buna inanacak kadar güçlü bir hatırlama hissi üretir.