İnsanlar bir eşyayı yıllarca kullanabilir ama onu gerçekten ancak yeri değiştiğinde fark eder. Masanın üzerinde hep duran bir kalem, salonun köşesindeki sandalye ya da mutfaktaki bir kupa. Oradayken neredeyse görünmezdirler. Eksiklikleri ise şaşırtıcı derecede belirgindir.
Belki de alışmak, biraz görünmezleştirmektir. Sürekli gördüğümüz şeyleri zihnimiz kaydetmeyi bırakır. Bir tabloyu her gün aynı duvarda görmekle, o duvarın bir gün boş kalması arasında garip bir fark vardır. Tabloyu değil, boşluğu fark ederiz.
Bazı eşyalar ise zamanla işlevlerinin ötesine geçer. Eski bir anahtarlık artık sadece anahtar taşımaz; uzun zamandır gidilmeyen bir evi hatırlatır. Çatlamış bir kahve kupası, dikkatli kullanılmayı gerektiren bir eşya olmaktan çok, yıllardır değişmeyen bir sabah rutininin parçasıdır. Onları atmak bazen zor gelir. Değerlerinden değil, sessizce biriktirdikleri zamandan dolayı.
İlginç olan, bunun tersinin de geçerli olmasıdır. Yeni alınan bir eşya, ne kadar kullanışlı olursa olsun bir süre "yabancı" kalır. El, onu nereye koyacağını bilemez. Göz, eski yerini arar. Sanki evin düzeni değil de hafızası değişmiştir.
Belki de bu yüzden bazı evlere girdiğimizde, orada yaşayan insanı görmeden önce onu tanımaya başlarız. Masanın üzerindeki kitaplar, kapının yanındaki ayakkabılar ya da yıllardır aynı yerde duran küçük bir bitki. Hiçbiri konuşmaz ama hepsi uzun zamandır süren bir hayatın izini taşır.
Belki de eşyalar bizi sandığımızdan daha az taşır ve asıl onlar zaman içinde bizi sessizce hatırlar.